Wednesday, November 30, 2016

Türkiye neden sıçrayamıyor?


Dünyada bulunan 8 milyar kadar insan 220 kadar ülkeye dağılmış halde yaşıyor. Şehir büyüklüğünde, üretimi, buluşu, katkısı olmayan üfürük devletçikleri kenara ayırdığımızda 50 kadar ülke olduğu görülür.
ABD, İngiltere, Almanya, Japonya, Fransa, İtalya, Brezilya, Çin, Rusya, Hindistan, İran, Hollanda, Türkiye, Güney Kore, Endonezya, İsrail, Avustralya vb. gibi ülkeler dünyanın birinci liginde yer alıyor diyebiliriz.
Bu ligde yer alan kimi hırsız, eşkıya, soyguncu, istilacı, yalancı, tuzakçı, rantçı devletler faulü, ofsaytı, penaltıyı, tacı, kale direğini kabul etmiyor. “Ben istediğimi yaparım. Demokrasiyi, insan haklarını, adaleti istediğim gibi eğip bükerim” diyorlar.
Batı’nın refah içindeki ülkelerinin 500 yıllık tarihine baktığımızda sadece hırsızlık, kölecilik, ahlaksızlık, soygun, yağma, talan, istila, komplo, iftira, katliam ile elde edilmiş servetler görürüz.
İçinde bulunduğumuz çağda Yahudilerin, Yahudileşmiş Hıristiyan ve Müslümanların (Judaize olmuş İslamın) yağmacı düzeninin hakim konumda olduğunu çok rahat görebiliriz.
Intel, Boing, Google, Microsoft, Pepsi, Coca Cola, Unilever, Ford, Shell, BP, Mobil, Exon, Total, Facebook, Amazon, Dell, Reuters, CNN vb. gibi küresel çapta faaliyet gösteren tröstlerin tümünün sahipleri Yahudilerdir.
Büyük şirketler dünyada önlerine çıkan tüm engelleri medya, asker, istihbarat, finans oyunları kullanarak yok edebilmektedirler.
Çoğunluğunun merkezi ABD’de olan medya (?) organlarının verdiği haberlerin yüzde 99’u yalan, palavra, tüketmeye özendirici, aptallaştırıcı, tuzağa düşürücü niteliktedir. ABD’de basılmış hiçbir esere, yayına güvenilemez. Sağlığa zararlı ne kadar şey varsa ABD mahreçlidir.  
Bugün tükettiğimiz hasta edici ne kadar sahte gıda (?) varsa hepsi Yahudi şirketlerinin elindedir.
Son 50 yılda yediklerimiz yüzde 80 oranında değişime uğradığı için hasta, çelimsiz, düşünemeyen, üretemeyen, ilaç bağımlısı, proje üretemeyen insan yığınlarına dönüştük.
Tarhanamızı, bulgurumuzu, kabağımızı, sarımsağımızı, lahanamızı, soğanımızı, yoğurdumuzu unuttuğumuz için ilaç bağımlısı kötürümlere dönüştük.
Türkiye’nin ayağa kalkmaması için 200 yıldır onlarca tuzağa itildik. Hala daha da 10 kadar tuzağın içinden çıkmayı beceremiyoruz.
1800’lerden itibaren bilimden iyice saptık. Eğitimde geri kaldık. Endüstriyi kuramadık. Kaynaklarımızın çoğunu güvenlik sebebiyle asker ve polise ayırmak zorunda bırakıldık.
Türk-Kürt diye bölündük. Alevi-Sünni diye bölündük. İlerici-gerici diye bölündük. Sağcı-solcu diye bölündük. Dindar-dinsiz diye bölündük. Kur’an bir tane olmasına rağmen onlarca mezhep/tarikat/cemaat içinde debelenmeye başladık. İlkokul mezunu bile olmayan CIA, MOSSAD, PKK, Rotary, Lions, Mason yapılarının din maskeli kuklası olan cahil bir hocanın peşinden milyonlarımız gitti. “Bu zatın peşinden gitmeyin” diyenlere kafir gözüyle bakıldı…
Özet olarak sapkın tarikatler, bölücü terör, lüks tüketim alışkanlıklarımız ortadan kalkmadan sıçrama yapamayacağız.
Sömürgen batının bize çizdiği kalkınma senaryolarının tümü yalandır. Kendi yolumuzu kendimiz çizmeliyiz. Eğitimimizi, üniversitemizi, kitabımızı kendimiz oluşturmalıyız. Yabancı uzmanların reçetelerinin tümü hile, tuzak, hainlik doludur.
Güney Kore (endüstride), Finlandiya (eğitimde), Hollanda (tarımda), Almanya (otomotivde, ilaçta) nasıl başarılı olduysa biz de başarılı olabiliriz. Adı geçen ülkelerin insanlarının hiç birisinin zekası bizden yüksek değildir. Sadece çok çalışmışlar, başka ülkeleri tuzaklarla soymuşlardır.
İslam dininin en temel kurallarını uygulayabilsek iş bitecek, süper ligin zirvesine yerleşeceğiz. İslam kısaca ne diyor: Oku, çalış, öğren, öğret, üret… Bunların hiç birisi bizde yeterince yok… Bu nedenle 200 yıldır pusulasız gemi gibi oradan oraya savruluyoruz.
  
Ali Özdemir
Web sitesi: www.aliozdemir.net
Tlf.: 0505 220 83 85



No comments: