Sunday, November 20, 2016

Okuyan, öğrenen toplum nereye gider?


İlkokul öğretmenimiz rahmetli insan Fazlı Erhan taş devri koşullarında yaşadığımız 1970’li yıllarda bize mealen hep şunu söylerdi. “Okuyan insan bilgili olur. Bilgi sahibi olan kişinin karşısında hiçbir kimse duramaz. Daima okuyun. Bilgi dağarcığınızı artırın…”
O yıllarda köyümüzde elektrik yok, sağlıklı su yok, kanalizasyon yok, okumak için kitap, gazete, dergi yok. Sadece cızırtılı bir radyomuz  var. Onu da pili biter diye uzun süre açık tutamıyoruz.
Gaz lambasının ya da ocakta yanan odunların ışığında, yere yatarak, iki büklüm halde dersleri çalışıyor bilgi biriktiriyorduk. Saman kağıdından yapılmış defterlerimizin sayfaları  dolduğunda silip yeniden kullanıyorduk.
Arada bir köye gelen çerçiden (seyyar bakkal) yumurta, hurda alüminyum, eski naylon ayakkabı, koyun/keçi yünü karşılığı sakız, kırık leblebi, bisküvi, lokum alırdık. Bunlar 1000 yıl öncesinin efsaneleri değil, 30-40 yıl öncesinin fotoğrafıdır.
Ara sıra gazete, dergi, kitap bulursak her bir köşesini saatlerce okurduk. Aradan yıllar geçtikten sonra fark ettim ki o zamanlar kaliteli kitaplara ulaşmak pek zormuş. Anadolu’nun ücra bir köyüne maalesef doğru bilgileri verecek kaliteli yayınlar asla ulaşmıyordu. Köyü bırakalım, ilçede hatta Bolu ilinde bile doğru düzgün kitapların satışının yapıldığı mekanların olduğunu hatırlamıyorum.
70’li, 80’li, 90’lı yıllarda devletin halk kütüphanelerinde bile faydalı bilgiler veren kitaplar pek azdı. Bugün bile şehir merkezlerindeki halk kütüphanelerinde Allah için 5 tane bile bilim, teknik içerikli dergi, kitap hala yoktur.
Trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe erişen Türkiye’mizde bilimsel konuların işlediği kitapları, dergileri, web sitelerini araki bulasınız.
1990’lı yıllardan sonra internet hayatımıza girince gerçek kitaplara, gazetelere, dergilere daha kolay ulaşabilir olduk. Ancak ekonomik sebeplerle bir çok eseri alıp okuyamamanın sızı hep içimizde kaldı.  
Okumayan, araştırmayan, kitabı, kütüphaneyi küçümseyen, şişkin egolu bir toplum olduk. Üniversiteden mezun olmuş, yazıyla, bilgiyle haşır neşir olan insanlarımız, eğitimcilerimiz bile hiçbir şey okumadan hayatını devam ettirmeyi normal görür oldu.
İşin uzmanları; gazete, dergi ve kitap tirajlarının bile şişirme, yalan olduğunu açıkça dile getiriyor. Kimi gazeteler ilan / reklam pastasından yüksek pay almak için satış rakamını fazla gösteriyor. Kimi yazarlar da okuyucuların iştahını artırmak için 1-2 bin adet yapılan baskıları 10 bin, 100 bin basıldı şeklinde bildirebiliyor.
Okuyan toplumu artırmak için eğitimcilerin, mühendislerin, hekimlerin arada bir sınava, testlere, tetkiklere tabi tutulması şart olmuştur. Almanya’da, Finlandiya’da çok bilgili eğitimciler “uzmanlar” tarafından tespit edilip daha yüksek ücret alır hale getirilmektedir. Bizde ise 20-30 yıldır aynı köhne bilgilerle kamuda görev yapan milyonlarca insan vardır.
Yeniliğe, patente, inovasyona, projeye, icada, bilgiye düşman bir kitle ilerlemenin önünü güçlü bir şekilde tıkamaktadır.   

Ali Özdemir


No comments: