Sunday, September 4, 2016

Mükemmel Çocukları Nasıl Yetiştirebiliriz?


1950 yılında yarı iletken adı verilen maddelerle transistörün üretilmesinden sonra bilimde, teknolojide, sanayide, tıpta, psikolojide, haberleşmede çok büyük sıçramalar oldu.
Bilgisayar, cep telefonu, uydu, TV, telefon, radyo vb. gibi aygıtların tümü transistörler sayesinde çalışabilmektedir.
Evlerde kullanılan sıradan bir bilgisayarın işlemcisinde (beyninde) 100 milyon adetten fazla transistör yer almaktadır.
Bizim ülkemiz ise 1950 yılından sonra ortalama 10 yılda bir yaşanan askeri darbeler sebebiyle bilim ve teknoloji yarışında geri kaldık. Son 70 yılda Nobel ödülümüz çok az. Dünya çapında eserleri olan bilimcimiz 10’u geçmiyor. 200’den fazla üniversitemiz var ama bunların yüzde 90’ının dünya üzerinde bir izi ne yazık ki yok…
1980’li yıllara kadar Türkiye dışa kapalı, küçük, etkisiz, rol modeli olmayan, teknoloji üretmeyen, ekonomik krizlerle boğuşan, üzüm, incir gibi ürünler ihraç edebilen etkisiz bir ülke konumundaydı.
1983 yılından sonra başlayan dışa açık, tarımda, hayvancılıkta, sanayide, eğitimde rekabet esaslı modele geçen ülkede olumlu-olumsuz bir çok yenilik ortaya çıkmıştır.
1983’ten 2016’ya kadar geçen 33 yıllık süreçte bir çok olumsuz gelişmeler olduğu gibi olumlu açılımlar da söz konusu olmuştur.
Sağcı, solcu, liberal, sosyalist, Marksist, muhafazakar, milliyetçi tandanslı aydınların yazdıkları ve anlattıkları tek tek listelenmiş olsa Türkiye iyi yolda diyenlerle yanlış yolda diyenler sanırım birbirine yakın çıkacaktır.
Türkiye’de özelleştirme sadece sanayide olmamıştır. Özel sektör eğitime de el atmıştır. Bugün Koç, Sabancı gibi dev sanayicilerin mükemmel üniversiteleri de vardır. Büyük holdinglerin maddi desteğini arkalarına alan kimi özel üniversiteler dünya çapında teoriler, patentler, buluşlar yapar olmuşlardır.
Bir çok devlet üniversitesinin AR-GE yapacak, proje hazırlayacak yeterli projeleri yoktur. Devlette çalışan öğretim üyelerinin gelirleri alanıyla ilgili bilimsel yayınları takip edecek, kongrelere / konferanslara / çalıştaylara katılacak düzeyde değildir.
Türkiye’nin eğitim ile ilgili kaygıları da 1980’lerden sonra artmaya başlamıştır diyebiliriz. Yani yeryüzü standartlarına uyumlu hekim, mühendis, hukukçu, öğretmen yetiştirme zorunda olduğumuzu fark ettik. Önemli insanların değil değerli insanların bizi yükselteceğinin farkına vardık.
İyi eğitim alamamış toplumların esir, köle, kuşatılmış, sömürülen, ezilen durumuna düşeceğini gördük. Etrafımızdaki coğrafyada yer alan ülkelerin halklarının hiçbir insan haklarının olmadığını, ilk fırsatta ülkelerinden kaçtıklarını yaşayarak öğrendik.
Onca badireye rağmen bizim insanımız pılını pırtısını yüklenip Avrupa kapılarına dayanmış değildir. Ortadoğunun kavgası eksik olmayan ülkelerinin milyonlarca insanı 30 yıldır sürekli Batıya kaçmaya başlamıştır.
Ülkemizde 18 milyon aile var. Anaokulundan üniversiteye kadar 20 milyon bireyimiz okula gidiyor. Yani her 4 kişiden 1’i öğrenci. Bu devasa kitleyi 1 milyonluk öğretmen/akademisyen kitlesi eğitmeye çalışıyor.
Finlandiya’da eğitimcilerin tümü en az yüksek lisans (master) derecesine sahiptir. Toplumun en zeki / yetenekli bireyleri öğretmenliğe sevk edilmektedir. Bizim de aynı yola gitmemiz şarttır.
18 milyon ailenin eğitim ortalaması 3.5 – 4.5 yıldır. Sosyolojik olarak bu kitle ilk okul mezunu sayılmaktadır. Yani gelişmiş toplumların yarısı kadar bir eğitim/kültür birikimine sahibiz.
Ana – babalarımız atadan dededen kalan yöntemlerle çocuk yetiştirme yolunda direnç göstermeye devam ediyor. Yani klasik yöntemler hala revaçta…
Doğan Cüceloğlu, Üstün Dökmen, Atalay Yörükoğlu, Özcan Köknel, Mümin Sekman, Ahmet Şerif İzgören, Münir Arıkan, Bahar Eriş, Özgür Bolat vb. gibi uzmanların kitaplarını / fikirlerini dikkate almadan yolumuza devam etmek istiyoruz.
Test tekniğine göre hazırlanmış dersleri ezberletme yoluyla başarıya ulaşacağımızı sanıyoruz. Ders konularını çok iyi ezberleyen ancak konuşma becerisi olmayan bir insanı öğretmen yapabiliyoruz. Kan görünce bayılan bir kişiyi hekim okuluna alabiliyoruz. Mühendislik alanlarına el becerisi olmayanları yönlendirebiliyoruz…
Bilgisayarı çoğunlukla eğlence için kullanan, kütüphaneleri unutan, bilişsel zekasına, duygusal zekasına bakılmayan insanların içinden topluma çok fayda sağlayacak bireyler çıkaracağımızı sanıyoruz.
Bir çok aile çocuğunun yönelimlerine bakmadan, bilişsel, duygusal zekasını göz önüne almadan evlatlarını yanlış mesleklere yöneltiyor. Hekim olması gereken inşaat mühendisi, öğretmen olması gereken madenci vb. olabiliyor.
Rehberlik uzmanlarının, yaşam koçlarının, psikologların, eğitimcilerin çocuklara koyduğu teşhisleri küçümsüyoruz. Sonuçta aldığı eğitimle ilgili işleri yapmayan milyonlarca insan karşımıza çıkıyor. Kaynaklarımızı fütursuzca israf ediyoruz.  
Özetlersek, 20 milyon öğrenciyle beraber 18 milyon aileyi de eğitim-öğretim yöntemlerinde yeni ortaya çıkan teknolojik gelişmelerden haberdar etmek için eğitmemiz gerekiyor.

Ali Özdemir
48 KİTAP ...
 
------------------------------




No comments: